Eray İspir

Eray İspir

14 Ekim 2021 00:44:00

Kainat

irkaç yıl önce köprüde durup uzun uzun Elevit yaylasının uçsuz bucaksız vadisine, kızıla boyanan görüntüsünü seyretmiştim. Sanki bir örtünün altında gizlenmiş çözülmeyen ruhu, sırlarıyla birlikte yeni bir ruha kimliğe bürünüyordu.
Sonbahar ayları geldiğinde dereler sessizleşir hatta dokunaklı olur. Sanırsın usul usul ağlıyor. İnsanların onu terk etmesine mi yoksa coşkusunun bahar aylarındaki gibi gürül gürül akmayışına mı üzülür hep merak etmişimdir. Her yıl kendini yenileyen bu süreç neden insanlarda yok.
Ya ağaçlar, sonbaharda yaprakları eriyip tükenirken aşk, evlat, anne, baba, acısı çeken insanlar gibi ıstırap duyuyorlar mı? Yaprağı toprağın üstüne düşerken, üzerini örtüğü toprak kışın soğuğunda ağaçlarının köklerini besleyip donmaması için kendini mi feda ediyor.
Esen sert rüzgârlar ıslık çalan dağların sesi olup kahramanının yüreğine şiirlerini terennümünü kılar gibi. Bahar geldiğinde de katmerli gülleri bırakır vadilerine.
Mübârek teninde korkmadan dolaşan bütün canlılar salâvât getirir gibi ders veriyor insanlara... Hayvanların yağmurun geçmesi gerektirecek sebepleri yüksek binaları yok, korunuyorlar çatısız. Ve daha mutlular
İnsanların olmadığı yerlerde doğanı mutlu olduğunu düşünürüz. Oysa tabiat ana, dağlar, vadiler de güzelliğini göstermeye sevilmeye ihtiyacı var. Etrafında dolanan kuş sesleri gibi, çocuk seslerine de ihtiyacı var. Gelincikleri gibi gelinlere, gürgen ağacı gibi damatlara, çınar ağacı gibi dedelere, dut ağacı gibi nenelere, zeytin ağacı gibi babalara, incir ağacı gibi annelere ihtiyacı var.
Peki, biz insanoğlu ne yapıyoruz.
Gündüzleri dünyayı ısıtan güneşe, geceleri gökyüzünde parlayan yıldızlara durmadan bentler çekiyoruz. Yüksek yüksek binaları gözlerimizin önünü koyarak, yeryüzünün en mutlu özgürlüğünü ellerimizle öldürüyoruz. O kâinatı nûruyla aydınlatan mavilik lâhûtî âlemin penceresinden, penceremizi aralayarak kapımıza kadar bıkmadan her sabah gelmeye devam ediyor.
Kuşlar gizlendiler. Kurbağaların bataklıklarını kuruttular, yakınma dolu çığlıklarını duymuyorum. Martılar çok uzaklara göçüyorlar. En garibi düşünceli ve sessizleşen nehirler eskisi gibi bol suyla akmıyor.
Dost yüzü arayan Kainat tüm nimetlerini canlılara sunarken üzerinde yaşadığı hiçbir canlıyı incitmedi. İnsanoğlunun kendisine verdiği zarar, başka hiçbir canlı vermedi.
Yaz aylarında ki gibi ısıtmayan güneş yeniden gökyüzüne yerleşiyor. Derenin ufacık suyu değişmeyen yatağından denizlerine akıyor ve ben köprünün üstündeyim. Bu görüntüden yoksun kalmak mı işte buna hiç hazır değilim.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları