Aykut Demir

Aykut Demir

7 Aralık 2021 00:38:00

Kadının Toplumu

Geçtiğimiz haftanın son günü 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü idi. Ülkemiz özelinde baktığımızda; bu tarih İsmet İnönü başbakanlığındaki kabinenin meclise kadınların milletvekilliği seçme ve seçilme hakkını içeren kanun teklifini mecliste görüştükleri tarih olup başta Gazi Paşa olmak üzere genç Cumhuriyet’in tüm yönetici kadroları bu değişikliğe olumlu yaklaşmıştır.

Zaten yolunu çağdaşlaşmaya çeviren, okumuş aydın kesimin öncülüğünde kurulan ve ülkesinin modern dünya içinde hak ettiğini konuma ulaşmasını isteyen genç Cumhuriyet’in dünyada yükselmeye başlayan kadın hareketlerine karşı seyirci kalması da düşünülemezdi.

  1. Dünya Savaşından sonra daha da ivme kazanacak kadın hakları savunucuları sayesinde dünya üzerinde pek çok farklı coğrafyada eşzamanlı olarak kadın hareketleri gösterileri düzenlenecek, güçlenen ve gelişen kitle iletişimin birleştirdiği ilk grup kadınlar olacaktır.

 Bahsettiğim gibi çağdaşlaşma yolunda emin adımlarla ilerleyen genç Türkiye Cumhuriyeti, 15 yıl önceki savaşlardan yoğun düşmüş Anadolu’yu Avrupa’nın en müreffeh ve canlı, en hümanist bölgelerinden birisi yapmak üzere yola koyulur.

 Elde avuçta para olmamasına, bir yandan savaşlarla bir yandan kolera, frengi gibi hastalıklarla kırılan niteliksiz nüfusa ve bildiği her şeyin yanlış olduğunu görmüş, dünya savaşında inandıkları Osmanlıcılık ülkülerinin yıkıldığını görmüş aydın sınıfına rağmen Cumhuriyet azminden bir şey kaybetmez, 150 yıllık Osmanlı Modernleşmesinin yapamadığını sadece 15 yılda yapar.

Daha önceden ismi bile anılmayan, değeri olmayan kadın erkeğe tabii değil erkeğe eşit kabul edilir, aynı fırsatlar sunulur ve dünyaya açılmasına izin verilir.

Gerçi dönemin medeni kanunu kadın hakları konusunda çağımızın bakış açısına göre geri kalmış addedilse de İslam dini temelli kanundan çağdaş insan temelli kanuna geçilmesi bile büyük bir inanç gerektirir.

I.Dünya Savaşı sonrası kadının hem cephe gerisinde hem sokaklarda hem fabrikalarda hem çiftlikte hem de cephede ne derece kritik bir rol oynadığı görülüp savaşın getirdiği benzersiz yıkım ezilen toplumsal kesimleri dayanışmaya zorlayınca kadın hakları işçi haklarıyla beraber modern dünyanın inadına rağmen gelişmeye başlar.

Avrupa’nın erkek egemen hala görece aristokrat dünyasına rağmen gerek modernleşmek isteyen yeni ülkeler gerekse de Amerikan hükümetleri kadın hakları konusunda öncü bir tavır üstlenirler.

Türkiye’de artık sadece Avrupa’nın yolundan gidip onu izleyen bir ülke olmak istememektedir ve Cumhurbaşkanlığının eşsiz yardımlarıyla Avrupa’ya hümanizm konusunda artık onlardan da önde olduğumuzu gösterme amacıyla kadınlara daha önceden verilen yerel seçimlere katılma ve aday olma hakkı verilmiş olmasına rağmen hükümetin bu başarıyla yetinmemesi ve okumuş kadın kesimlerinin daha da fazlası olan haklarını talep etmeleri neticesinde 5 Aralık 1934’te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi.

 Metodolojik olarak hak verilmesi aslında doğru bir tabir değildir keza hak verilmez, alınır ya da tanınır. Çünkü tüm toplumsal mücadeleler neticesinde kazanılan haklar çetin koşullar altında sürdürülen ilkesel davalarla kazanılmıştır. Zaten genç Cumhuriyet’in de kadınlara hak verildi kavramıyla kadınlara karşı bir hak lütfu amacı gütmediği dönemin kulis görüşmeleri araştırılırsa görülecektir.

Başta Atatürk olmak üzer tüm kabine Türk kadınının hakkı olan bu özgürlüğünü ve sorumluluğun sahibi olmasını sonuna kadar desteklemiş olup kanunun meclisten onayı sonrası 7 Aralık 1934’te Türk Kadınlar Birliği Beyazıt Meydanında onaylanan kanun teklifini kutlamış, gösteri düzenlemiş ve Beyazıt Meydanından Taksim Mevkiine kadar yürüyüş gerçekleştirilmiş olup bu gösteri bile Cumhuriyet’in toplumda başardığı değişimlerin en bariz kanıtlarındandır. Eklenmesi gereken son şey; daha önceden kadın hakları için yapılan mücadele gibi bugün çocukların güvenliği için devam ettirilen çocuk hukuku mücadelesinin de başarıya ulaşmasını dilemek olmalıdır.

 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları