Eray İspir

Eray İspir

11 Aralık 2020 00:32:00

YALAN ÜSTÜNE

Carlo Lorenzini (İtalya, yazar 1826- 1890)’nin Pinokyo masalını okumayan çocuk yoktur desem, sanırım abartmış olmam. Size, bildiğiniz masalı anlatacak değilim ama şu kadarını söyleyebilirim, Pinokyo, oyuncakçı Geppetto ustanın özel bir ağaçtan yaptığı oyuncaktır. Ne var ki bu oyuncak konuşuyor. Yalan söylediğinde de burnu uzuyor. Yalan çoğaldıkça burnu öyle uzuyor ki kafası burnunu taşıyamaz oluyor.

Gerçek hayatta yalan söyleyenlerin burnu uzamadığı için olacak, herkes çeşitli sebeplerden rahatlıkla yalan söyleyebiliyor. Günlük yaşamın bir parçası olan yalan o kadar kanıksanmış ki; “Yalan dolan gel biraz da sen oyalan” ya da “ Yalandan kim ölmüş” gibi söylemlerle hafife alınmıştır.

Evet, yalandan kimse ölmez ama en başta ‘güven’ olmak üzere bütün insani değerlerle, insanlık ölür. İnsani değerleri ve insanlığı öldüren yalanlar ve yalancılar için kişiye doğrudan zarar (Yalancı şahitlik, dolandırıcılık, hırsızlık vs.) vermemişse, caydırıcı bir yaptırımda yoktur.

“Bir yalanın bin azabı var ama / İnsan oğlu yalan ile yaşıyor

Yemin billah, dilinizde yalanlar / İçinize sığmaz olmuş taşıyor.”

Pisikoloklar, yalan söylemeyi, hastalık değil, davranış bozukluğu olarak ifade etmişler ve kaba yalanlar, beyaz yalanlar, ilgi çekmek için söylenen yalanlar olarak üç gurupta incelemişlerdir.

Bana göre de kaba yalanlar, hem bireye, hem de topluma zarar veren en adi yalanlardır. Bu aşağılık yalanları söyleyebilen yalancılar, “anti sosyal kişiler” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya girenler, her türden toplum dışı davranışlarının yanında; genellikle kendilerine çıkar sağlamak için her konuda, herkese, hatta yapıp ettiklerinde, söylediklerinde haklı olduklarına inanmak adına, kendilerine bile yalan söyleyebilirler.

“Kendisine yalan söyleyen, herkese yalan söyler.”

Bu kişiliksizler, yalanlarına inandırmak adına bütün kutsal değerler (Kuran, aile, şeref vs.) üstüne yemin edebilirler. Oysa,

“Doğru söze yemin ne gerek.”

Yalanları ne kadar büyükse yeminleri de o kadar çeşitlenir, derinleşir. Çünkü;

“Yemin, yalanın kılıfıdır.”

Bunlardan bir kısmının (Hırsızlar, dolandırıcılar, katiller vs.) son dinlence yerleri genellikle ceza evleridir,

İkinci gruptakiler ilgi çekmek, farkındalık yaratmak için yalan söyleyenlerdir. Bu gruba girenler için “oyuncu” tanımı yapılmıştır. Bu kişiler, kendileri hakkında ya da bir başka konuda doğaçlama ilginç, abartılı öyküler, fıkralar anlatabilir, anlatılarını vücut diliyle de destekleyebilirler. Dışa dönük, hoş sohbet insanlardır. Yalanları ilgi ile dinlenir. Bu kişilerin söylediği yalanlar ilgi toplamak içindir. İnsanları eğlendirip, düşündürürken kendileri de eğlenirler. Televizyonlarda ilgi ile izlediğimiz Şovmenler bu grubun öne çıkanlarıdır.

Üçüncü gruptakiler, başkalarına zarar vermek kastı olmayan, hatta karşısındaki kişi ya da kişilere faydalı olsun diye, iyi niyetle söylenen yalanlardır.

Böyle yalanlar, “Beyaz ya da pembe” yalanlar olarak tanımlanmıştır. Bu, beyaz yalanlar her sınıftan, her meslekten, her yaştan insanlar tarafından söylenebilmektedir. Kötücül bir hastalığın gizlenmesi, hasta yakının “Bir şeyin yokmuş, yakında iyileşeceksin” söylemiyle hastanın rahatlatılması, yıkılan bir yuvayı kurtarmak adına söylenen yalanlar ya da aynaya bakıp kendimize, “yakışıklıyım, güzelim vs.) söylenen yalanlar ve yerinde zamanında yapılan komplimanlar; beyaz yalanlar olarak kabul edilip, hoş görülen yalanlardır.

Ne var ki beyaz ya da pembe yalanlar, insanı bir süre rahatlatsa da sorunlara çözüm üretemeyen, sorunları öteleyen yalanlardır.

“Yalan, zekâ işidir. Dürüstlük ise cesaret. Eğer zekân yetmiyorsa yalan söyleme ve cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene.” Victor Hugo (Fransız Yazar 1802- 1885) diyen yazarı da anarak, konuya dönelim.

Bilim insanları özel yaşamında pekâlâ diğer insanlar kadar olmasa da, ihtiyaca bağlı olarak yalan söyleyebilirler ama çalıştığı bilim dalında, konusu ile ilgili yalan söylemezler diyorum.

Onlar, çalıştığı alanlarda ellerindeki verilerle bir düşünce geliştirir ve bunu ifade ederler. Düşüncesi ve bulguları aksi ispat edilene kadar doğru sayılır. Bir başka bilim insanı çıkıp, önceki savı yalanlayıp kendi doğrularını dayatırsa;

önceki bilim insanı ‘yalan’ söylemiş diyemeyiz. ‘yanılmış’ diyebiliriz ancak.

Yanılgıya açık bilimler; Sosyoloji, Psikoloji, Antropoloji, Jeoloji, Tarih gibi sosyal bilimlerdir. Bu bilimlerin gelişimi de böyle sağlanmaktadır.

Binlerce yıl Dünya’nın düz, Gökyüzünün şemsiye olduğunu, yıldızların, Ay ve Güneş’in Dünyanın etrafında döndüğünü söylemedi mi, zamanın bilgeleri?

İtalya’da Dünya’ya gelen Galileo Galilei (Astronom, Fizikçi 1564- 1642) ihtimal, avcuna aldığı çocuk hamuruyla bir küre yapıp, topaç gibi döndürerek, “İşte Dünya budur!” Böyle dönüyor diyerek insanları şaşırtmadı mı? Şimdi biz, papazlara, hahamlara, İmamlara ya da önceki bilgelere yalancı diyebilir miyiz? Hayır! Onlar yanılmışlar, tüm insanları da yanılgılarına ortak etmişlerdi.

Biraz da çocuk yalanları üstünde duralım…

Çocuklar neden yalan söylerler? Tabii ki uzmanları daha iyi bilir. Bana göre yalan söyleme sebepleri bakımından, çocukların, büyüklerden çokta farkları yoktur. Ayne büyükler gibi, korku, kaygı, kendini koruma ve ilgi çekme amaçlı olabilir.

Çocukların yalanları, kendi masumiyetleri kadar masum yalanlardır. Üç dört yaşlarında söylenen masum yalanlar, Ergenlik dönemiyle, masumiyetini yitiren çocuğun; yalanları da masum değildir artık. Büyükleri bile çileden çıkaran yalanlar söyleyebilirler.

Ne yapmalı?

Çocuk sahibi olduğunuz ilk günden siz, analar, babalar! Çocuklarınızın sizler gibi yalancı olmasını istemiyorsanız, Yalandan arınmaya başlayın derim.

“Bunca zaman kendimize, birbirimize, dışımızda ki insanlara bile ne çok yalan söyledik, kolay mı arınmak” diyorsanız? Unutmayınız ki artık siz, siz değilsiniz. Çocuğunuz oldu, siz de anne, baba oldunuz. Söylediğiniz yalanlar geride kaldı. Bundan böyle ağzınızda yalan çiğnemeyin.

Evet siz, artık yalan söylemiyorsunuz ama yine de çocuğunuz yalan söylüyor.

Öfkelenip kızmadan, cezalandırmadan uzmanından yardım alın. Uzmanların yazdığı kitapları okuyun derim.

Yazımı şöyle sonlandırmak istiyorum…

“Yer yüzünde egemen olan yalan olsa da baki kalan gerçektir.”

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları