FATMA BAL

FATMA BAL

16 Ocak 2020 00:18:00

KIŞ GÜNEŞİ

 Herkes tarafından gayet alelade yaşananlar, bam telimize dokunduğu an bizim için anlam kazanır.

O anlam belki huzur, belki acı verir, belki pişmanlık, belki de hayatımıza yön verir. Ne verirse versin her halükarda hafızamızda yer edinir.

Ya hatırlandıkça yüzümüzde çiçekler açar, ya da yara olur dokundukça kanar.

Benim için de sıradandı, kış mevsimi ile birlikte havanın soğuması, yağmur ve kar yağması...

Gayet olağan mevsimsel özellikler...

Ta ki geçtiğimiz günlerde iki gün devam eden ve bulunduğum ilin bir çok semtinde su baskınlarına  neden olan yoğun yağışlara dek...

Tedbir alınması için önceden uyarılar yapılmış, okullar tatil olmuştu.

Eşim şehir dışındaydı.

İki gün dışarı çıkamadık. Evimiz sıcak, dolabımız doluydu. Çocuklarım yanımda, sağlık durumları iyiydi.

Birden ya evimizde yiyecek hiçbir şey kalmasa ya bir çok ev gibi bizim evimiz de sel sularına teslim olsa, ya çocuklar hasta olsa ama onları hastaneye götürecek imkanım olmasa diye düşünmeye başladım.

Sonra...

Başını sokacak evi olmayanlar geldi aklıma, evi olup da penceresi, kapısı kırık olanlar...

Yağışlarla evini su basanlar...

Sobası olmayanlar, sobası olup da yakacağı olmayanlar...

Yemek pişirecek ocağı; ocağı olup da dolabında yiyeceği olmayanlar...

Çorabı, botu, montu olmayan çocuklar...

İstanbul'da sokakta soğuktan hayatını kaybeden, adını bilmediğim evsiz amca geldi aklıma.

 

En çok da Suriye sınırlarında ölümle savaşan, bombaların değil ama açlığın ve soğuk havanın öldürmek üzere olduğu kardeşlerimiz geldi aklıma;

bir çatısı dahi olmadan, gök gürültüsü ile silah seslerinin birbirine karıştığı, çamur bataklıklarda hayatta kalma mücadelesi veren savaşın çocukları...

 

Düşündükçe üşüdü ruhum, ıslandı canım.

Evimde sıcak bir ortamda, karnım tok olarak yaşamaktan utandım.

 

Yağmur yere değil, taş olup yüreğime yağdı adeta. Canım öylesine yandı ki...

Elimden hiç bir şey gelmedi, dua etmekten başka.

İliklerime kadar hissettim kışı.

Zemheri soğuklarda dışarı çıktığımızda, açıkta kalan uzuvlarımızın buz kestiği zamanlar olur ya, günlerce yağmur yağar, havanın kapalılığı ve kasveti içimize dolar derken bir bakmışız hava açmış, güneş, sıcak yüzünü gösteriyor kışa inat.

O soğuk havalarda o kış güneşi, nasıl da içimizi ısıtır değil mi?

 Sırtımızı döner otururuz, o an o kış güneşinin verdiği sıcaklığın tarifi ne mümkün... Güneşin verdiği sıcaklık ile kışı dahi unuturuz.

Evet, şu soğuk günlerde içimizi üşüten, tir tir titreten, yaşadığımız üzücü çok şey var ama bu soğukluğu bertaraf etmek için de uğraşan kocaman yürekli çok insan var.

Ümmetin derdi ile dertlenip bir yaraya merhem olma gayesi ile koşuşturan hayırsever çok insan var.

Zor durumda olanların dumanı tütsün, ocağı yansın diye gecesini gündüzüne katan fedakar çok insan var.

Gücü nispetinde bu yardım seferberliği çorbasına tuz katan gönlü zengin çok insan var.

Takdire şayan faaliyetleri ile tek tesellimiz olan yeryüzü melekleri, bu dayanılmaz soğuklarda içimizi kış güneşi gibi ısıtıyor çok şükür. 

İyi ki varlar, varlıklarına şükür...

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları