Eray İspir

Eray İspir

4 Aralık 2020 00:41:00

Jorogiller

Bu salon, bir evin salonu olmak için çok büyük. Şu (işaret ederken işaret parmağımın diğer parmaklarımdan daha güzel olduğunu fark ettim. Bir şeyi işaret etmek için ne güzel bir obje düşünülmüş. Peki parmağımın üzerindeki ve biraz da tırnağıma bulaşmış olan bu kırmızı lekede neyin nesi? Hepsinden kurtulmuş olmalıydım) tavana bir adet disko topu yerleştirmeliydim belki de.

Şimdi ayağa kalkıp yalpalayarak evin kıdemli tuvaletini kullanmaya gidiyorum ve bana hiç kimse ‘’ Dikkat et, sallanıyorsun! Nereye gidiyorsun? Yardım ister misin?’’ diye sormayacak. Evet, disko topu hiç de fena fikir değil. Bu kış gününde salonun camlarını neden açtığımı bilmiyorum. Ah, evet… Biraz önce bu koca göbekli salondan mutfağa doğru giderken camdaki aksimi gördüm. Sanırım bu aralar kendime pek tahammülüm yok. Kıçımdan düştü düşecek adı üstünde düşük bel eprimiş, paldumsuz kıyafetimin evin duvarlarını rahatsız edecek şekilde olur olmaz yerde aşağıya kayması dışında ayaklarıma takılan paçalarımdan da şikayetçiyim. Bu paçaları biraz kesersem daha rahat olacağım. Aslında kostümü tam olarak giydiğimde paça boyuna yeniden bakmalıyım. Takıntılarım olmasını seviyorum. Bu güzel. Daha normal hissediyorum. Sağ kolunda klorak lekesi olması kostümümden vazgeçememem için başka bir sebep. Onu diğerlerinden farklı yapan da bu leke. Benim boynumun altında olan leke gibi. Beni diğerlerinden farklı yapan boynumun altındaki lekenin beni diğerlerinden farklı kıldığına inanacak kadar lekemi ciddiye almam. Evet, kostümümde böyle hissediyor. Lekesini önemsiyor. Günlerdir üzerimde kalmasının sebebinin bu olduğunu bilecek kadar da aklı başında üstelik.

Bağdaş kurmuş bir şekilde salonun ortasında oturuyor olmamın birkaç nedeni var. Öncelikle kağıt mendil kutusunu nasıl ve ne zaman buraya getirdiğimi hatırlamıyorum ama şu an buradalar ve sürekli akan burnumun onlara ihtiyacı var. Temizlik maddelerine karşı alerjim olması hiç iyi değil. Henüz salonu temizlemiş bile sayılmam üstelik. Desenler… Halının üzerindeki geometrik desenler çok sıkıcı. Onlardan yeni desenler yaratmak için biraz uğraşabilirim. Elimizde bolca kırmızı var üstelik. Ancak bunu yaparsam, resme yeniden başlarsam kulağımın birini kesmeye yeltenmekten korkuyorum. Ben bir taklitçiyim... Ayrıca dekor için başka bir hediye bırakmak niyetindeyim. A, şey! Disko topunda ısrarlıyım.

Ne dersin shōfu onu bu tavana yerleştirmeli miyiz? Oh, benim güzel meleğim. İkimiz içinde oldukça yorucu bir gün oldu. Belki de artık uyumalıyız? Artık evimize gidelim mi? Ailem hakkında anlatmadığım şeyler var, biliyorum. Ama anlatmama sebebimi biliyorsun. Onlar hakkında seninle konuşacak olursam ölümünü izlemek zorunda kalırım ki bunu asla istemiyorum. Shōfu, sen ve ben yenilmez ikiliyiz. Sen o muhteşem renklerinle benim ilham kaynağımsın. Tamam, haklısın acıktığını biliyorum. Bu sebeple eve giderken senin petshop a uğrayacağız. Ellerindeki en güzel örümceği alacağım merak etme. Hahhah.. Seni gidi mükemmel sürtük. Artık bu halının üzerinden kalkıp disko topunu tavana asmalıyım. Onu yanımızda götürmeyelim. Kesinlikle bu salonun tavanında çok şık duracak. Shōfu… Keşke o cinayet romanını hiç okumasaydık. Bir taklitçi olduğumu biliyordun seni arsız fahişe.

 

 

 

Ertesi gün:

- Memur Mehmet, anlatın bakalım burada neler olmuş?

- Amirim, katil maktulün tanıdığı biriydi büyük ihtimalle. Kapıda zorlama izi falan yok. Kesin sonuçları adli rapor sonuçlarında göreceğim ama tecrübeme göre bu evde herhangi bir boğuşma da yaşanmış gibi görünmüyor. Maktulün bir şekilde zehirlendiğini düşünüyoruz. Adamcağızı öldükten sonra parçalara ayırmışlar.

- Katilin birden fazla kişi olduğunu mu düşünüyorsun?

- Bilmiyorum amirim. Lafın gelişi öyle dedim.

- Peki kanıtlar neler, katil hakkında

- Amirim, güvenlik kamerası kayıtlarını topladık. Sizin için görüntüden bir resim aldım. Binaya giren kostümlü kadını görüyor musunuz amirim?

- Görmemek mümkün mü? Örümcek kıyafetimi o?

- Evet, amirim.

- İyi de örümcekler siyah olmaz mı? Bu ne böyle rengarenk?

- Amirim, o joro örümceği kostümü.

- Ne? Taşak mı geçiyorsun ulan benimle?

- Yok, amirim valla Joro örümceği

- Onu kim söyledi lan?

- Amirim, bizim Meltem komiser var ya. Böcek bilimine meraklıymış. Görür görmez tanıdı kostümden. İşte biraz anlattı bize de. Sonra evdeki cinayet temasını böylece anlamış olduk.

- Anlat da biz de anlayalım bakalım Mehmet bey.

- Estağfurullah amirim. Şöyle ki; kadın örümcek kostümü ile önceden gözüne kestirip tavladığı adamın evine geldi. Adama güya sürpriz ayağına bu kostümü de yutturdu. Adama fantezik şeyler vaad edip yemek yerken mi artık bir ara zehirledi.

- Sonra da adamı ekmek doğrar gibi doğrayıp kafasını da disko topu gibi bu tavana astı mı diyorsun? Aslında önceden uyutmuş veya zehirlemiş olması çok mantıklı. Çünkü, bu kadın maktul ile birebir savaşmak için fazla ufak tefek.

- Aynen öyle amirim.

- Vay be! E, parmak izi falan. Kimdir bu kadın?

- Amirim, ev temizlenmiş!

- Ne diyorsun?

 

- Evet, amirim evde adamın örnekleri dışında tek bir saç, kıl, tüy, parmak izi yok.

- Vay, arkadaş. Amerikan filmleri gibi ha.

- Peki, ev oldukça pahalı dekorlarla dolu. Bu adam ne iş yapıyormuş?

- Amirim, adamın suç dosyası çok kalabalık ama bir şekilde çoğundan delil yetersizliğinden yırtmış. Amirim, çocuk tacizi bile var aklandığı dosyaların içinde.

- Hım, buradan yürüyebiliriz. Belki de o günahların bir takipçisi vardı.

- Amirim, bu bir seri katil olabilir.

- Neden?

- Bu adamın suç ortakları da aklanmış ama daha tam araştırma yapmadık. Biliyorsunuz olay taze.

- Onların kim olduğunu bulup uyarmak için acele etmesek ne olur mesela?

- Amirim?

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları