Anıl Özmutlu

Anıl Özmutlu

2 Haziran 2020 00:07:00

FLOYD

George Floyd

46 yaşında.

Siyahi bir Amerikan vatandaşı.

Dolandırıcılık suçlamasıyla göz altına alınıyor. Elleri kelepçelenip bir polis memuru tarafından yere yatırılıyor ve diziyle boynuna bastırılıyor.

Israrla “nefes alamıyorum” demesine rağmen o polis memuru dizini bastırmaya devam ediyor Floyd’un boynuna. Ve bir süre sonra Floyd nefessiz kalarak orada can veriyor.

Sadece Amerika da değil tüm dünyada ırkçılık ve bu yaşanan vahşet ciddi protesto ediliyor.

Genelde sadece ülkemizdeki yanlış gördüklerimizi ,hataları konuşup düzeltmeye çalışıyoruz. Ama diğer taraftan da dünyaya baktığımız zaman bizlere insanlık, adamlık, hak, hukuk dersleri veren, her fırsatta bizlere, ülkemize, devletimize ayar vermeye çalışan yabancı devletlerde de aslında durum pekte farklı değil.

Almanya’da kafatasçı naziler hala bitmiş değil. Amerika’daki ırkçılık sürekli farklı farklı olaylarla karşımıza çıkıyor.

Ancak burada durum biraz farklı. Burada sorgulanması gereken aslında canımızı korumakla görevli, canımızı, malımızı en çok güvendiğimiz insanlar olması gereken polisin orantısız güç gösterisi var.

Bundan yaklaşık 1 ay kadar önce benzer bir durumu 17 yaşındaki Suriyeli bir gencin vurulmasında da görmüştük.

Demek ki dünyanın her yerinde görebiliyoruz bu sahneleri.

O zaman polislerdeki bu gereksiz, fazla, fütursuz özgüven nereden geliyor? (Bu arada işini hakkıyla yapan, insanlığını kaybetmeyen polis arkadaşlarımızı tenzih ederek devam ediyorum yazıma)

Türkiye’de bireysel silahlanma oranları yaklaşık %15’lerde. Ki ben bu oranın çok daha fazla olduğuna inanıyorum.

Silah, bıçak, sopa gibi delici, yaralayıcı, öldürücü aletler elinde olduğu zaman daha bir saldırgan, daha bir özgüvenli oluyor maalesef insanoğlu.  Ama bunun nasıl bir acizlik, nasıl bir güçsüzlük olduğunun farkında bile değil ne yazık ki.

Nasıl bir paradoks? Çok güçsüz ve acizken, kendini çok güzlü ve her şeyi yapabilecek, herkese ve her şeye hükmedebileceğini zannetmek. Bu yanlış ve tehlikeli duygularla karşındaki insana istediğin gibi zarar verebileceğini düşünmek ve kendinde o hakkı görebilmek.

Yargılama hakkını, başkalarını cezalandırabilme hakkını elinde bulundurduğunu sanmak. Hele de adil yargı kurumları varken. (bu konu da aslında çok tartışılır da…)

“Ne iş yaparsan yap önce insan olduğunu unutma. Bir işi ya adam gibi yap ya da hiç yapma.  Karşındakinin insan olduğunu asla aklından çıkarma. Empati yapmazsan asla başarılı olamazsın” demişti babam tıp fakültesine başlarken.

Yunus Emre’de ne demişti? “Sev yaratılanı, yaradandan ötürü”

Ne iş yaparsak yapalım, hangi konumda olursak olalım, dilimiz, dinimiz, ırkımız, rengimiz, sosyoekonomik düzeyimiz ne olursa olsun birbirimizden zerre kadar farkımız yok.

Bunu aklımızdan çıkarmadığımız ve herkese bu gözle baktığımız sürece bir sıkıntı yok. Olmaz da.

Bir insan (buradaki insan kelimesini gerçekten her şeyiyle insan olanlar anlamın da kullandım), nasıl olur da başka  birisine keyfi  zarar verebilir? Akıl alacak gibi değil.

Bir insan sadece başka bir dine ya da inanca mensup diye nasıl başka bir insanı öldürebilir?

Bir insan başka bir ülkenin vatandaşı diye nasıl başka bir insana işkence edebilir?

Bir insan sadece rengi kendisinden farklı diye vatandaşı olan birisinin tüm yalvarış yakarışlarına rağmen nasıl ölmesini izleyebilir?

En büyük günahtır. Allah’ın yarattığı canı ondan başkasının almasına asla izin vermiyor yaradan. Hem İslamiyet’te hem de diğer dinlerde.

Onun için ahirette bu yaptığının hesabını zaten veremeyecek bu polis kılıklı insan müsveddesi. Yanı sıra dünyanın neresinde olursa olsun başkasının canına kıyabilen o yaratıklar. Çocuklara tecavüz edebilen o insanlık dışı varlıklar. Kadınları, çocukları öldürebilen o vahşiler. Hiçbirisi hesabını veremeyecek.

Ama bu dünyada da yaptıkları, yaşattıkları yanlarına kalmamalı. Yaptıklarına ömürlerinin sonuna kadar pişman olacakları şekilde cezalandırılmalı. Ve bu herkese de ibret olmalı.

İnsan olduğumuzu hatırlatmalı.

Hatta hiç aklımızdan çıkarmamalı…

***************************************************************************************

Aklınızda bulunsun:  İnsan “Neyse o olmayı” reddeden tek yaratıktır.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları