Fulin Yılmazoğlu

Fulin Yılmazoğlu

5 Ağustos 2020 00:03:00

Bir Şehrin Cehalet Fotoğrafı

Merhaba sevgili Gaziantep okuyucusu, Corona belasının peşimizi bırakmadığı şu günlerde bir nebze olsun kafanızı dağıtmak üzere geldim.

Hoş geldim.

Fulin ben.

Bugün güzel şehrimize dair bir kaç analizim, bir kaç tespitimden bahsedeceğim. Bilirsiniz biz psikologlar olayların kökenine inmeyi pek severiz. Ama korkmayın sıkmayacağım sizi, zira görüp görebileceğiniz en eğlenceli psikolog yazıyor :)

 

Gaziantep, hepimizin bildiği üzere oldukça zengin bir kent. 2015’te yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de en çok paranın döndüğü şehir seçilmişiz. İstanbul gibi metropollerde bile sıkça karşılaşamayacağınız lüks arabalar, milyonlara satılan pahalı evler ve oldukça yüksek bir yaşam kalitesinin bulunduğu bu şehirde ticaret ve sanayi çokça gelişmiş. Dolayısıyla pek çok başarılı iş insanımız var. Ancak paranın olduğu her yerde aynı oranda medeniyet görülüyor mu, bilinmez. Belli ki bu şehre önce para gelmiş, şimdilerdeyse medeniyet tek dişi kalmış bir canavar edasıyla gelmeye çalışıyor. Burada medeniyetten kastım aslında cehalet seviyesi.  Ve inanın bana benim kastettiğim cehalet paradan, eğitimden ve statüden çok daha öte bir şey. Bir çeşit kanser hücresi.  İnsanın içine bir kez düştü mü kolay kolay söküp atılamıyor. Nedir bu cehalet? Dün zengin olmuş adamların bugün dünyaya hükmedebileceğini sanmasıdır cehalet. Ve benim onlara kötü bir haberim var ki; görgü, tevazu ve zarafet satın alınabilen şeyler değil. Bir şekilde köşeyi dönüp parayı bulma serüveninin içinde bonus olarak gelmiyor, keşke gelse :)

Mücevherler takıp, markalar giyince kaliteli insan olabileceğini sanmaktır cehalet. Evet, maalesef insanların özgüvenli olabilmeleri için böyle materyallere ihtiyaç duyduğu bir devire denk geldik. Verdiğim eğitimlerde sıkça bahsettiğim gibi, İnsanlar temelde duygu satın alırlar. Kimse 5 bin dolara Rolex almaz aslında. Rolex takmanın vermiş olduğu değere tav olurlar. Reklamlar bile bunun üzerine kurgulanır her zaman. Mesela Coca-Cola reklamlarının ana teması bir arada mutlu bir ailedir. Herkes büyük bir mutlulukla bir aile masanın etrafına toplanır ve finalde Coca-Cola açılır.  Yani bize satılmaya çalışılan kola değil mutlu aile tablosudur aslında. Hadi arkadaşlar itiraf edelim, hiçbirimizin o reklamlardaki gibi bir ailesi yok. Fesat yengeler, kıskanç eltiler, çatlak dayılardan oluşan bir avuç insanız şunun şurasında. Yani bir şişe kolayla olsaydı o işler ohoooo... (Hep söylerim coğrafya kader değildir ama aile, evet kaderdir. )

Velhasıl kelam, insanların kendilerini özel önemli ve mutlu hissetmeleri için binlerce liralık saatlere, çantalara veya ayakkabılara ihtiyaç duymaları bir çeşit acizlik, eziklik hatta aşağılık kompleksidir. Bu cümleyi de, bunları satın alamayacak güçte birisi fukara tesellisi olarak söylemiyor. Bunu bir vergi rekortmeninin kızı yazıyor.

Unutmayın özgüvenle para kapışırsa, özgüven kazanır. Çünkü para kazanılır. Ama özgüvensizlik size para da harcatır.

Nasıl mı, mesela iki insan evlenip aynı eve girecek diye gelenek/görenek kılıfı altında el aleme hava atmak için veya kendini kanıtlamak için binlerce liranın çöpe atılmasıdır da cehalet. Hayatı boyunca kendini hiç özel hissedememiş özgüvensiz kızlarımız, evlenirken 2 ailenin de ilgi odağı gelin olduğu için her şeyin kusursuz olmasını diler. Çünkü hayatı boyunca ilk kez herkesin gözü üstünde olacaktır. Bu düğün, bu gibi kızlarımızın hayattaki ilk başarısıdır. O hazzı dolu dolu yaşama arzusu için de çikolatasından nişanına, yok efendim gelin görmesinden çeyizdeki geceliklere kadar her detay düşünülür. Tanımadığın akrabaların çılgınlar gibi halay çekecek diye, birkaç dedikoducu teyze senin düğününü çapsız komşularına 15 dakika övecek diye, bütün ilgi 3 saatliğine senin üzerinde olacak diye bu kadar telaşa tantanaya hatta strese ne gerek var.

Evlenme fikri artık pek çok yerde sonuç değil de süreç odaklı projelere dönüvermiş gibi. Yani damat bey, sonuca ulaşabilmen için o kadar çok görevi tamamlaman gerekiyor ki büyük ödülü kazanabilesin. Neyse burada daha fazla detaya girmeyeceğim :) Özetle özgüvensizlik damat beye binlerce liraya mal olmuş oldu ve teknik olarak parayı alt etmiş oldu. Yahu rahat olun rahat. Kendinize güvenin biraz. Şu beylere de zulmetmeyin bu kadar :) Her şey muhteşem olmaz, olmasın da. Aksilikler renktir. Çeşittir. Komiktir.

Ne diyorduk, cehalet…

Okumadan araştırmadan sorgulamadan ot gibi yaşayıp gitmektir cehalet. Sığlık, yüzeysellik, materyalistliktir.  10 kelimeyle hayatını idame ettiren yüzlerce genç var çevremizde. Neleri bilmediğini bile bilmeyen dan dun konuşan değişik tiplerle aynı havayı soluyoruz. İnstagram’daki like sayısı, ömr-ü hayatında okuduğu kitap sayısından fazla olan bu arkadaşlarımızın elbette kendilerini çok iyi ifade etmelerini bekleyemeyiz. Ancak iletişim her şeydir. Bu gözler neler gördü, bu kulaklar neler işitti bir bilseniz...

Arada açıp TRT’nin 80’li yıllarda yaptığı sokak röportajlarını izlediğimde bu devir için ağlamak istiyorum. Saygının ve nezaketin hat safhada olduğu, insanların kelimelerini seçerek konuştuğu yıllardan geriye ne kaldığını görmek istiyorsanız sokağa çıkın, etrafınıza bakın. Yani şimdi bu da bir çeşit cahillik değil mi?

Seneler bizi, toplumumuzu, ülkemizi pek çok konuda bilinçlendirmiş olabilir. Teknolojide bilimde sanatta çok geliştirmiş olabilir. Ancak kabul etmeliyiz ki, seneler, bizden insaniyet namına çok fazla şey de götürdü. Nerde o eski komşuluk ilişkileri demogojisi yapmayacağım ama 90’larda çocuk olan neslin bile zaten ne demek istediğimi anlayacağını düşünüyorum. İnsanların birbirlerinin gözlerinin içine baktığı, sohbetlerin daha anlamlı olduğu, arkadaşlıkların daha kıymetli olduğu, aşkların daha derinden yaşandığı bir yüzyıl geçti gitti. Artık her şey çok basit. Şu dönemi 3 kelimeyle özetlemek gerekirse: Yaşandı bitti saygısızca diyebiliriz.

Vesselam tüketiyoruz azizim. Her şeyi, her duyguyu, her anı tüketiyoruz. Tükettikçe tükeniyoruz, tükendikçe arsızca ölmüyoruz da. Doğrusu ölmezleştik biz.

                           

PSİKOLOG FULİN YILMAZOĞLU

fulinyilmazoglu@gmail.com

Yorumlar

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları