Sinem Kırıcı

Sinem Kırıcı

2 Aralık 2020 00:04:00

Ben, o ve ben

 

- Birini mi bekliyordun?

- Hayır!

Bu kapının zili böyle çalmazdı. Biliyorum. O geldi.

- Dur açma, O’nun anahtarı var. Kendi açsın.

- Peki.

Ve kapı açıldı.

- Kiliti değiştirmemişsin.

- Katilimin cinayet mahalline geri geleceğini biliyordum.

- Bir hoş geldin demeyecek misin? Oysa ben hoş buldum. Nasılsın?

- Dokunma bana!

Üç kişilik bir hikaye bu.. Ben, O ve ben (bere)..

Bana hiç kimse ’nasıl sevilir’ diye öğretmedi. Dolayısıyla kendi bildiğim güzelliklerle sevdim. Özetlemek gerekirse; adam gibi - delikanlı gibi.

O, mavi gözlerinin ardında dehşet bir güzellikti bana. Bugün ’hayalinizdeki kadını çizin’ deseler, O’nu çizerdiniz. Dikkat çeken güzelliğinin ardında aşırı derecede bir çekiciliği vardı. Bunun bir gün başıma dert olacağını biliyordum. Bile bile yürüdüm düşmanımın üzerine. Hem de silahımı cebimden hiç çıkarmadan. Açıkçası, teslim oldum. O da teslim aldı.

Tanıyan tanımayan ’reis’ der bana. Bir de kafamdan düşürmediğim bere var. Bu ikisi dışında sıradan bir insanım. Hanımefendinin dediğine göre birincisini sevdiği kadar ikincisinden nefret etmiş. Birlikte geçen tam üçyüzkırküç gün sonunda bir gün küçük bir not kağıdına yazılı vedasıyla ayrıldık. Meğer aşkta ayrılık da varmış. O gün öğrendim. ’Eyvallah’, dedim.

Kiminle nereye gitti merakım hiç olmadı. Bırakın gideni, gitme fikrine dahi ’dur’ diyesim yok. Tek zar attığım sevdamın üzerine çizik çekerken o delikanlıyla da vedalaştım. İkisini de aynı mezara gömüp çivi çiviyi söker demeden devam ettim yaşamaya. Tabi buna ne kadar yaşamak denirse. Limanı olmayan o sahilde o gemiyi bekledim durdum.

Gün işte o gündü.

- Hala atmamışsın bereyi kafandan.

- Bunun için mi gittin.

- Beni affedebilecek misin?

- Peki. Bir şartım var. Bereme laf etmeyeceksin.

- Olur.

- Hoş geldin. Buyur.

Öncekinden çok daha şaşalı tam bir üçyüzkırküç gün daha geçirdik. Tavşan niyetiyle, pamuk şekeri, kağıt helvası, balık ekmeğiyle, o meşhur mekanda kendi demlediğimiz çayla, nargilesiyle, türk kahvesiyle vs.. Vapur gezintileri, eğlence mekanları, sineması, tiyatrosu, yüzmesi hatta bilardosu vs.. Ve vakit gelmişti.

- Artık gidebilirsin!

- Ne?

- Git!

- Nasıl yani! Sen bana bunu yapmış olamazsın.

- Neden?

- Sen böyle bir adam değilsin. Sen delikanlısın, senin lakabın reis.

- Ee?

- Delikanlı adamlar bir kadından bu şekilde intikam almazlar.

- Sadece ödeştik. Hepsi bu.

- Ben seni aldattım belki ama pişman oldum ve sana af dileyerek geri döndüm. Oysa sen beni kandırdın. Sen şerefsizin tekisin. Diğerlerinden hiçbir farkın yok. Seni adam sanmıştım.

Kapı kapanmak üzereyken seslendim. ’Dur’.

- Son bir şey daha.

- Söyle. (Tüm marifetiyle gözlerimin içine bakıyordu)

- Anahtarı da bırak!

Gitmişti.

- Neden böyle bir şey yaptın?

- Senin için reis. Senin için. Mezarında rahat uyuyasın diye.

- Affetmek vardı!

- Evet vardı.

- Keşke deneseydin.

- Biliyor musun, o tavşan niyetini saklasaydı affedecektim!

- Ne yaptı?

- Çöpe attı.

- Ne yazıyordu ki?

Gözlerine, sözlerine güvenme.. Beşersin, şaşarsın.. Doksandokuz doğrum var deme.. Bir yanlışında düşersin..

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları