Sinem Kırıcı

Sinem Kırıcı

14 Temmuz 2018 00:00:00


  DELİNİN DUASI

Akıllısının çok olduğu bir şehir, ne kadar sakın olabiliyorsa bu şehir, o kadar da sessizdi.

Ilık bir akşamın insan belleğindeki tasviri gibi silik bir gündü lakin sıradan da değildi. Aslında gün bitimi ile başlangıcı aynıydı. Tek fark birinde uyuyordu diğerinde uyuduğunu düşlüyordu.

 

  Adına “Deli” diyorlardı ama adına deli dediklerinden hariç kimse delinin ne demek olduğunu bilmiyordu. Bildiğinden mi ya da deliliğinden mi ’’ ben deli değilim’’ deyip her defasında da kendisine deli diyene ‘’Allah sana akıl versin’’ diye de dua ediyordu.

 

Onun da kafasını sokacak bir evi vardı hem de akıllılar onun evine’’ baraka’’ diyorlardı. Başkaydı onun evi işte… Evi onun için başka bir dünyaya açılan bahçe gibiydi. Akıllıların sandığının aksine evi temiz ve düzenliydi.

 

Günler geçiyorsa da bizim deliye geçmeyen zamanlar vardı. Çalışıp para kazanmalı diyordu. Yoksa yemek alacak parayı nasıl temin ederdi? Önceleri barakanın önünde sebzeler yetiştirdiği küçük bir bahçesi vardı. Yetiştirdiği ürünleri bir iki mahallenin bakkalına verir karşılığında ekmek alırdı. Fakat mahallenin akıllıları barakanın bahçesini bozmuş yerine ancak iki otomobillik otopark yapmışlardı. Bizim deli bu işe çok kızdıysa da ‘’Allah size akıl versin ‘’deyip en azından evinin kurtulduğuna şükrediyordu ve bir yandan da duasını…’Allah akıl versin ‘…

 

Bir gün mahallenin manavına gidip ona yardım edebileceğini ve bunun karşılığında da ona günlük pişirebileceği kadar sebze verip veremeyeceği sordu. Hikmet bu ya manavın adı Akıllı Manavdı… Akıllı manavda delinin ne işi vardı?

 

Kendisine para vermek isteyenlere gülüyor, ’’bana neden para veriyorsun ki… Benim de ellerimde seninki kadar parmak var. Allah sana akıl versin ‘’deyip parayı da almayı ihmal etmiyordu.

 

Günler mi geçiyordu yoksa ömrümü bitiyordu ayrımını düşündü birden. Henüz fark ettiğini belli etmese de yaşamının gittiğini biliyordu. Telaş olmak onun işi değildi ama yaşam çabasını anlamaya başlamıştı.

 

Artık tek uğraşı kitaplar olmuştu. Bütün mahalleyi geziyor, eski kitapları topluyor, onları bir bir okuyup, tamir edilmesi gerekenleri onarıyordu. Deliliği kitaplardan öğreniyordu. Akıllılığı ise deli diyenlerden…

 

Günler geçtikçe delinin barakası şehrin en büyük bilgi kaynağına dönüşüyordu. Çocuklar, öğretmenler bulamadıkları eski bilgileri delinin barakasından temin ediyordu. Derken kentin en küçük ama en kapsamlı ve en deli sahafı olmuştu..

 

İşte size dünyanın en deli sahafının hikâyesi… Artık akıllının var oluş nedeninin delinin duası olduğunu anlıyorum. Akıllının kafası olmasın delinin duası yeter..

                                                   

 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları